Bir kar masalıdır tanrının yazdığı yeryüzüne.. Bağışlayıcı ve affedici sessiz bir sükun ile yağar insanın yüreğine.. Bakın neye benziyor “ateş” ile anlaşmaları. Kar düşüncelidir, ateş sabırsız. Kar adaletlidir, ateş tutkulu..Kar yolları kapar, ateş ise o ...yolları yakar.. Kar hesap eder, ateş yaşar. Kar güneşe boyun eğmez, güneş karı umursamaz..Her biri ayrı hükümranlıklarda yaşar. Yan yana dursalar da, hayat hikâyeleri hiç kesişmez, birbirlerini gördüklerinde sessizce yürüyüp geçerler birbirlerine bakmadan. Birbirlerine ne kadar yaklaşırlarsa o kadar yok olacaklarını bililer çünkü.Kar güneşe boyun eğmeyecek, güneş ise karın yoluna çıkmayacak. Böyle sürüp gidecek döngü, kendi adaletiyle..Birlikte var olamamanın sancısını çekecekler sonsuza kadar. Bir mevsimlik hayatları yarı yolda bırakan kar, beyaz bir örtü misali sardı dört bir yanı.. Dürüst yalansız, bembeyaz bir cesaretle, olduğu gibi yağıyor üzerimize. Kar kadar olamadık değil mi, oysa güneş gibi hiç değiliz.. Affetmek bu kadar zor olmasa gerek, yeryüzünün günahlarını.. Çünkü kar hepimizin günahlarını örten, gökten her yere eşit inen bir adaletle yağıyor ve bununla beraber pişmanlıklarını, yarımlıklarını insanın suratına vuruyor. geceyi bir anda büyülü bir masala çeviriyor. Kar tozu, peri tozları gibi ayın aydınlığıyla simlere boyuyor toprağı. Kar tanelerinin bitmek bilmez çılgın dönüşleri, ağaçların yapraklarıyla sevişiyor. Geceyi aydınlatan simli sokaklarda, onu lekeleyen,ne bir insan sesi, ne bir mahluk izi..Yalızlığından vuruyor, yalnızlığıyla vuruyor.. Ne güneş, ne hanımeline karışmış yasemin çiçeğinin kokusu, ne uzanıp giden bir sahil ne de sıcağın insanın kanını deliye çeviren sabırsız tutkuları. Sessiz bir dervişin, kaderini kabullenişi gibi yağıyor kar üzerimize..Kendi masalını yazıyor, kendi hayat hikayelerimizde. Aslında tanrının yazdığı bir masaldır kar, yeryüzündekilere. ö.z. 10'Aralık/Ank
21 Mar 2011
19 Mar 2011
"Ama insandı o.
Ümitlerini, sevdalarını ve en önemlisi mutluluğunu tek bir insan bağlamayacak kadar ‘akıllı’ olmalıydı.
Yaşanmamışlığın acısı umurunda olmamalıydı. İnsanlara ve onların gerekli gereksiz tüm nidalarına ayak uydurmalıydı.
Mabetlerde ilelebet tutsak kalınmalıydı, dışarıdaki eflatun çiçeklereyse uzaktan bakılmalıydı.
Güzel olan haklı olan her şey;
Güzelliğine ve haklılığına rağmen,
Ne olduğu bellisiz bir vurgunun ortasında bırakıldı.
Ve ‘yaşa’ denildi. Güzellik için haklılık için, aşk için belki.
Velhasıl kural bozulmadı.
Biz bozulacağını ümit ettik.
Önemli olan ne gitmenin ne kalmanın verdiği zorluktu. Önemli olan bir aşk vardı, bir o kaldı geriye.."
Ümitlerini, sevdalarını ve en önemlisi mutluluğunu tek bir insan bağlamayacak kadar ‘akıllı’ olmalıydı.
Yaşanmamışlığın acısı umurunda olmamalıydı. İnsanlara ve onların gerekli gereksiz tüm nidalarına ayak uydurmalıydı.
Mabetlerde ilelebet tutsak kalınmalıydı, dışarıdaki eflatun çiçeklereyse uzaktan bakılmalıydı.
Güzel olan haklı olan her şey;
Güzelliğine ve haklılığına rağmen,
Ne olduğu bellisiz bir vurgunun ortasında bırakıldı.
Ve ‘yaşa’ denildi. Güzellik için haklılık için, aşk için belki.
Velhasıl kural bozulmadı.
Biz bozulacağını ümit ettik.
Önemli olan ne gitmenin ne kalmanın verdiği zorluktu. Önemli olan bir aşk vardı, bir o kaldı geriye.."
15 Şub 2011
ONDÖRDÜN VE YILDIZ
Ayın ondördü gibi aydınlık olsun umutlarınız..
Ayın ondördü gibi mağrur, güzel bir ay doğsun gecenize..
*
Bütün kitapları yakmalı, aşk üzerine ne söylenmişse yalandır der bir şair.
Kaç asır şiirlerle geçti, kaç asır şarkılarla…
Kandırdılar bizi büyük bir yalanın içinde…
Sevdayı günlere, aylara böldük, sonra da bir tüketim çılgınlığının içinde kaybolduk.
*
Çıkıp da gerçek olan bir insanın ruhundaki aydınlığı, diğerinin karanlığına dönüştürmesidir diyemedi kimse. Hangi tarafta durduğunuza siz karar verin. Zulmedilen mi, zulmeden mi? Zulmettiğiniz sürece sevilirsiniz. Hakikat budur.
*
“Mutlu aşk yoktur der” Aragon, peki mutlu aşık var mıdır bir tek?
Ne insanlar gördüm “insansızlıkların” arasında insan kalmaya çalışan..
Ve ne insanlar gördüm, kendi insafsızlıkları tarafından boğulan.
Ayın ondördü bugün ve öyle güzel bir ay var ki gökte, yalnız ve denizin üzerinde parlamakta, çelik ışıltısı asfalta ve önümde uzanan denize vurmakta, kurşuni bir yalnızlık onunkisi tarife değmez.
Oysa yıldızlar öyle midir?
Hiç yalnız yıldız gördünüz mü? Tek başına en tepede parlayan? Yıldızlara yakışır davranmak gerek hayatta da, mağrur ama asla kibirli değil. İnce ama kırılgan değil. Kendini göstermemek için, bulutların arkasına saklanan, belki de uzakta olmak zorunda olsa dahi uzaktaymış gibi görünmeyen.
*
Yeryüzündeki insanlar yıldızlara aşık gezerken, bilemezler aslında onların ölü olup olmadığını. Başkalarının kurallarıyla kendilerini boğup boğmadıklarını, büyük amaçlar uğruna nasıl da her şeyden vazgeçebildiklerini, kendi arzularına nasıl uzaktan baktıklarını, gerçek olana dahi hayal diye uzanamadıklarını.
Buz gibi bir denize bakarken ve ayın o çelik ışıltısı denizin üzerine dans edip dururken, saplanıp kalırsanız işte bütün gece benim gibi bir tek yıldızın güzelliğine, kelimeler de kifayetsiz kalır yazının sonuna gelindiğinde.
*
Ayın ondördü gibi bir ay var gökte ve tek bir yıldız, bütün sevenlerin kalbinde.
Ondördün ve Yıldız
ONDÖRDÜN VE YILDIZ
Ayın ondördü gibi aydınlık olsun umutlarınız..
Ayın ondördü gibi mağrur, güzel bir ay doğsun gecenize..
*
Bütün kitapları yakmalı, aşk üzerine ne söylenmişse yalandır der bir şair.
Kaç asır şiirlerle geçti, kaç asır şarkılarla…
Kandırdılar bizi büyük bir yalanın içinde…
Sevdayı günlere, aylara böldük, sonra da bir tüketim çılgınlığının içinde kaybolduk.
*
Çıkıp da gerçek olan bir insanın ruhundaki aydınlığı, diğerinin karanlığına dönüştürmesidir diyemedi kimse. Hangi tarafta durduğunuza siz karar verin. Zulmedilen mi, zulmeden mi? Zulmettiğiniz sürece sevilirsiniz. Hakikat budur.
*
“Mutlu aşk yoktur der” Aragon, peki mutlu aşık var mıdır bir tek?
Ne insanlar gördüm “insansızlıkların” arasında insan kalmaya çalışan..
Ve ne insanlar gördüm, kendi insafsızlıkları tarafından boğulan.
Ayın ondördü bugün ve öyle güzel bir ay var ki gökte, yalnız ve denizin üzerinde parlamakta, çelik ışıltısı asfalta ve önümde uzanan denize vurmakta, kurşuni bir yalnızlık onunkisi tarife değmez.
Oysa yıldızlar öyle midir?
Hiç yalnız yıldız gördünüz mü? Tek başına en tepede parlayan? Yıldızlara yakışır davranmak gerek hayatta da, mağrur ama asla kibirli değil. İnce ama kırılgan değil. Kendini göstermemek için, bulutların arkasına saklanan, belki de uzakta olmak zorunda olsa dahi uzaktaymış gibi görünmeyen.
*
Bir yıldızın dünyaya göz kırpmadan evvel, milyonlarca ışık yılı öncesinde ölü olup olmadığını nereden bilebilirsiniz?
Yeryüzündeki insanlar yıldızlara aşık gezerken, bilemezler aslında onların ölü olup olmadığını. Başkalarının kurallarıyla kendilerini boğup boğmadıklarını, büyük amaçlar uğruna nasıl da her şeyden vazgeçebildiklerini, kendi arzularına nasıl uzaktan baktıklarını, gerçek olana dahi hayal diye uzanamadıklarını.
Buz gibi bir denize bakarken ve ayın o çelik ışıltısı denizin üzerine dans edip dururken, saplanıp kalırsanız işte bütün gece benim gibi bir tek yıldızın güzelliğine, kelimeler de kifayetsiz kalır yazının sonuna gelindiğinde.
*
Ayın ondördü gibi bir ay var gökte ve tek bir yıldız, bütün sevenlerin kalbinde.
Ondördün ve Yıldız
ONDÖRDÜN VE YILDIZ
Ayın ondördü gibi aydınlık olsun umutlarınız..
Ayın ondördü gibi mağrur, güzel bir ay doğsun gecenize..
*
Bütün kitapları yakmalı, aşk üzerine ne söylenmişse yalandır der bir şair.
Kaç asır şiirlerle geçti, kaç asır şarkılarla…
Kandırdılar bizi büyük bir yalanın içinde…
Sevdayı günlere, aylara böldük, sonra da bir tüketim çılgınlığının içinde kaybolduk.
*
Çıkıp da gerçek olan bir insanın ruhundaki aydınlığı, diğerinin karanlığına dönüştürmesidir diyemedi kimse. Hangi tarafta durduğunuza siz karar verin. Zulmedilen mi, zulmeden mi? Zulmettiğiniz sürece sevilirsiniz. Hakikat budur.
*
“Mutlu aşk yoktur der” Aragon, peki mutlu aşık var mıdır bir tek?
Ne insanlar gördüm “insansızlıkların” arasında insan kalmaya çalışan..
Ve ne insanlar gördüm, kendi insafsızlıkları tarafından boğulan.
Ayın ondördü bugün ve öyle güzel bir ay var ki gökte, yalnız ve denizin üzerinde parlamakta, çelik ışıltısı asfalta ve önümde uzanan denize vurmakta, kurşuni bir yalnızlık onunkisi tarife değmez.
Oysa yıldızlar öyle midir?
Hiç yalnız yıldız gördünüz mü? Tek başına en tepede parlayan? Yıldızlara yakışır davranmak gerek hayatta da, mağrur ama asla kibirli değil. İnce ama kırılgan değil. Kendini göstermemek için, bulutların arkasına saklanan, belki de uzakta olmak zorunda olsa dahi uzaktaymış gibi görünmeyen.
*
Bir yıldızın dünyaya göz kırpmadan evvel, milyonlarca ışık yılı öncesinde ölü olup olmadığını nereden bilebilirsiniz?
Yeryüzündeki insanlar yıldızlara aşık gezerken, bilemezler aslında onların ölü olup olmadığını. Başkalarının kurallarıyla kendilerini boğup boğmadıklarını, büyük amaçlar uğruna nasıl da her şeyden vazgeçebildiklerini, kendi arzularına nasıl uzaktan baktıklarını, gerçek olana dahi hayal diye uzanamadıklarını.
Buz gibi bir denize bakarken ve ayın o çelik ışıltısı denizin üzerine dans edip dururken, saplanıp kalırsanız işte bütün gece benim gibi bir tek yıldızın güzelliğine, kelimeler de kifayetsiz kalır yazının sonuna gelindiğinde.
*
Ayın ondördü gibi bir ay var gökte ve tek bir yıldız, bütün sevenlerin kalbinde.
24 Oca 2011
PASLI BİR KARNAVAL
"I'd stay the hand of god, but the war is on your lip,
I choose the way to go, but the road won't set me free
The day will die tonight and there ain't no exception,
The day will die tonight and there ain't no exception,
We shouldn't wait for nothing to wait for,
Our time is waiting right outside your door
And maybe tomarrow is a better day"
And maybe tomarrow is a better day"
Kötü sözler dolanıyor dilimin ucunda günlerdir. Günlerdir, usul, aydınlık bir yağmur yağsın da o sözler yağmura karışıp gitsin diye bekliyorum. Kötü müsveddelere ayrık şiirler karalıyorum. Anlayacağınız artık sabrımın sınırlarında dolanıyorum.
Paslı bir hatıratın arasından görüntüler çıkıp çıkıp geliyor yanıma günlerdir. İçinde bir kişilik yer boşalan bir hikaye yazıyorum, öznesini kendime yoruyorum, yüklemi oluyorum. Yüklemini bir başkasına yoruyorum, nesnesi ben oluyorum. Bunların hepsi içimde gizlenmiş o yağmuru geciktirmekten başka bir işe yaramıyor. Ertelenen her an aslında, bir başkasının hesabına yazılıyor.
Bir gülümseme, dostça bir dokunuş, ya da hatır soran içten bir kelime aslında yağmur misali tüm izleri siler. Ne sitemdir bunun adı ne ahde vefa.. Ne iyiliğimi gördünüz ki, vefanızı ölçeyim, ne kötülüğümü gördünüz ki öfkenizi biçeyim. Ne kendi karanlığımla bir başkasını yormaktır niyetim, ne başkasının karanlığında kendimi yormak.
Renkler kanadığında ben orada değildim. Görmedim mavinin daha önce bu kadar güzel olabildiğini, kahverengiyi silik bir renk olarak bilirdim, aciz bir resmiyet çabası içinde içerisinde bütün renkler kanar oysa ki.. Tanrı rolüne soyunup, insanları kendi renklerinden güzelliğinden soğutanları tanıdım da hiç bu kadar baskın bir griyi daha önce görmedim.
“Tanrıyı ve insanları deneme” der ünlü bir filozof. Hele de tanrı kadar yalnız olanları.
Günlerdir kalemime kan dolanıyor da sabredemiyorum bir türlü. Bir yağmur yağsa da, mürekkebini kandan alan kalemimi yıkayıp, kendi sessizliğine bulasın istiyorum. Birileri o yağmuru tebessümleriyle çağırsın istiyorum. “Poseidon’un o denizleri, yıkayabilir mi ellerimi, yıkayamaz, ellerim kana bular bütün denizleri…”der Shakespeare, bense samimi bir yağmuru bekliyorum hala. Belki denizler değil, bir gülümseyiş ile başlayan yağmur yıkar benim kalemimdeki renklerin kanını da…
“Tam da ihtiyacın olduğunda seni kurtaranın ismini mi soluyorsun
ve tadı sana açgözlülüğünü hatırlatsın diye suçluluğu mu tadıyorsun?”*
ve tadı sana açgözlülüğünü hatırlatsın diye suçluluğu mu tadıyorsun?”*
İmaların, kinayelerin ve hastalıklı öngörülerinin sonucu, ayakta kalamayacak hale gelene kadar tüm bu karmaşada, …içimde yağmak üzere olan o yağmuru besle… yoksa paslı bir karnaval kalacak geride. Bunların hepsi bir oyun kaçış, gerçek renkler kanarken...hepsi bu yakışıksızlığın ve ihtiyacımız olmayan şeylerin adının altında bize hiç bir felaketin dokunamayacağı günlerin özlemini soluyorum.
Samimiyetsizliklerin ve samimiyetsizlerin ortamında bir insan ne kadar samimi kalır onu bilemem. Ama bilirim ki sebebi olmayan hiçbir parçacık bir diğerinin yörüngesine giren hiçbir parçacığı itmez. Milyar yıldır birbirine çarpmadan, aynı yörüngede dolanıp duran çekirdek parçacıkları, nükleer bir patlamadan korktukları için birbirlerine çarpmadan, etrafından dolanıp geçer giderler. Ne olacak peki, nükleer bir patlama mı? Evet sanırım öyle, dünyanın yanıp yıkılmasını bekliyoruz…
İçimdeki o yağmuru besle..besle ki aksın o hastalıklı kan..Tuzlu suyun yarattığı o ekşimsi berrak tat tüm hücrelerime yayılsın, havanın ılıklığı, gökyüzünün maviliği, toprağın olgunluğu yıkasın içimi. Savaşa gitmiyoruz ki mesafeleri hesab eden zırhlarımız olsun üzerimizde. Kendi yarınım ile bilediğim bıçağımı kimseye değil yalnız kendime saklıyorum ben.
Tanrı rolünü oynayan kralların, bir gün acınacak soytarılara döndüğünü günleri gördüm ben. Kendi yalnızlıklarını, yanlışlıklarıyla açtıkları yaraları oynaya oynaya kanattıklarını gördüm. Ne tanrılıkları kurtardı onları kendi sonlarından; ne de son anlarındaki soytarılıkları. Hepsi ördükleri duvarlarının arkasında, tanrılıklarını kaybetme korkusuyla, silinip gittiler. Ne göze alabildiler, ne göze alınabildiler, kendi sırça köşklerinde, buyurgan bir eda ile samimiyetsizliklerinin üzerine samimiyet bekleyerek silinip gittiler ve dünya yanarken, samimiyetsiz duruşların peşi sıra, karanlık bir koridorda öylece yürüyüp gitmek istemiyorum.
Kötü sözler dolanıyor dilimin ucunda günlerdir. Günlerdir, usul, aydınlık bir yağmur yağsın da o sözler yağmura karışıp gitsin diye bekliyorum tanrının ellerinde. İçimde yağacak o yağmur beslensin ki temizlensin kalemimin ucundaki kan.

21 Ara 2010
En Uzun Gece
Gökyüzü karanlığını saldı yine üzerimize..yeryüzünün en karanık günü mü bugün? En uzun gecesi yarın oysa ki..Depresif modlar için en uygun zaman, hayat yargılamaları için de..Aman kimse kesmesin bileklerini, çünkü en uzun gecelerin en uzun günleri de var..güzel ve naif hikayelerin mutlu sonları da..
Kendi hayatlarımızın yargıcı, kendi hayallerimizin celladı olurken kendi sonlarımızın şarkısı "bir gün daha " lara saplanıp kalacak, oysa belki de birgünümüz daha olmayacak yarına dair. Zaman akıp gidecek avuçlarımızdan, ama kimse kestiremeyecek belki yarın bugünden daha iyi olacak.
İnsanın hayallerini kaybetmesi demek, kendi hayat senaryosuna yabancılaşması demek, yeni gelenleri, onu sevenleri elinin tersiyle itmesi demek, bu yabancılaşmanın sadece bir emaresi olarak kalacak.
En uzun geceleri hayatımızın "bir günü " daha heba ederken avuçlarımızda, birlikte yaşanacak tüm anı olacakları da beraberinde götürmesi demek, kim tasavvur eder yaşanamayanları, ellerinden kayıp gidenler "belki" lere mahkum ederek.
Gözlerinin içine baktığınızda tüm ruhunu derinlemesine gördüğünüz kaç kişi var hayatlarınızda? Bir tek yüzündeki değişen o hüznü sevdiğiniz, maskelerinden arınmış, bütün saflığıyla varını yoğunu dürüstçe önünüze serip oyunlar oynamayan kaç insan var yanınızda? Bir başına yalnızlığını oyuncak edip, ha bire kendi yarasını kanatan, acılarıyla oyun oynayan ve sevgisizlikten yakınan?
Ne kadar eksik insanlar oysa ne kadar yalnız..kendi yalnızlığından kaleler örüp onun içine saklanan, çıkartmak için elinizi uzattığınızda türlü bahanelerde o kalenin içlerine saklanan hayatlar, oysa çıkmak isteseler..Dünyanın bütün ışıkları en uzun gecelerini aydınlatacak, onlar için açılan kolları, zarar gelecek diye itmeden, türlü hesaplamalara gitmeden, hayatlarını kalkınma teşkilatının beş yıllık planları gibi hesaplamadan yaşamak, karşısındakini sevdiğine bin pişman etmeden, dürüsçe karşısında durup yüzleşerek anlatsalar dertlerini belki de kurtulacaklar o hayatlarının en uzun gecesinden.
Hayat cesaretli olanlara bedeller ödetmez, bedel ödeyenler kendi hayatlarından korkanlar olur yalnızca, korkmak için haklı sebeplere sahip olsalar bile..
Biliyorum sil baştan yapmak zordur, giden gitmişse de gidene çare yoktur, çok da memnunlardır ki yerlerinden dönmezler ama gelecek olanlara açık olsun kapılarınız. Sizi seven ve önemseyen insanların size açılan kollarını türlü bahanelerle itmeyin. Yaklaşın onlara korkmayın, korkmayın gelecek olan günlerin getirdiklerinden. Yarın yeryüzünün en uzun gecesi olacak, siz de "bir gün " daha geçmesini beklemeden, onsuz geçirdiğiniz günleri sayıp dökmeden, hayatlarınızı "en uzun gecelere" mahkum etmeyin. Çıkın hayatınızın en uzun gecesinden, sizi gerçekten seven insanların kıymetini bilin ve asla size açılmış kolları itmeyin. Yeryüzünün en uzun, en güneşli günleri bilin ki çok uzağınızda değil. Kendi hayat yelkenlinizin dümenine geçin, uzun ve güneşli günlere açın hayat hikayenizi. Farkında olun ki en uzun geceyi kurgulayan, en uzun günü de kurgulamıştır sizin için, "bir gün" ünüz daha olsun yeter ki...
Özge Zengin 21 Aralık'10 Ankara.
Kendi hayatlarımızın yargıcı, kendi hayallerimizin celladı olurken kendi sonlarımızın şarkısı "bir gün daha " lara saplanıp kalacak, oysa belki de birgünümüz daha olmayacak yarına dair. Zaman akıp gidecek avuçlarımızdan, ama kimse kestiremeyecek belki yarın bugünden daha iyi olacak.
İnsanın hayallerini kaybetmesi demek, kendi hayat senaryosuna yabancılaşması demek, yeni gelenleri, onu sevenleri elinin tersiyle itmesi demek, bu yabancılaşmanın sadece bir emaresi olarak kalacak.
En uzun geceleri hayatımızın "bir günü " daha heba ederken avuçlarımızda, birlikte yaşanacak tüm anı olacakları da beraberinde götürmesi demek, kim tasavvur eder yaşanamayanları, ellerinden kayıp gidenler "belki" lere mahkum ederek.
Gözlerinin içine baktığınızda tüm ruhunu derinlemesine gördüğünüz kaç kişi var hayatlarınızda? Bir tek yüzündeki değişen o hüznü sevdiğiniz, maskelerinden arınmış, bütün saflığıyla varını yoğunu dürüstçe önünüze serip oyunlar oynamayan kaç insan var yanınızda? Bir başına yalnızlığını oyuncak edip, ha bire kendi yarasını kanatan, acılarıyla oyun oynayan ve sevgisizlikten yakınan?
Ne kadar eksik insanlar oysa ne kadar yalnız..kendi yalnızlığından kaleler örüp onun içine saklanan, çıkartmak için elinizi uzattığınızda türlü bahanelerde o kalenin içlerine saklanan hayatlar, oysa çıkmak isteseler..Dünyanın bütün ışıkları en uzun gecelerini aydınlatacak, onlar için açılan kolları, zarar gelecek diye itmeden, türlü hesaplamalara gitmeden, hayatlarını kalkınma teşkilatının beş yıllık planları gibi hesaplamadan yaşamak, karşısındakini sevdiğine bin pişman etmeden, dürüsçe karşısında durup yüzleşerek anlatsalar dertlerini belki de kurtulacaklar o hayatlarının en uzun gecesinden.
Hayat cesaretli olanlara bedeller ödetmez, bedel ödeyenler kendi hayatlarından korkanlar olur yalnızca, korkmak için haklı sebeplere sahip olsalar bile..
Biliyorum sil baştan yapmak zordur, giden gitmişse de gidene çare yoktur, çok da memnunlardır ki yerlerinden dönmezler ama gelecek olanlara açık olsun kapılarınız. Sizi seven ve önemseyen insanların size açılan kollarını türlü bahanelerle itmeyin. Yaklaşın onlara korkmayın, korkmayın gelecek olan günlerin getirdiklerinden. Yarın yeryüzünün en uzun gecesi olacak, siz de "bir gün " daha geçmesini beklemeden, onsuz geçirdiğiniz günleri sayıp dökmeden, hayatlarınızı "en uzun gecelere" mahkum etmeyin. Çıkın hayatınızın en uzun gecesinden, sizi gerçekten seven insanların kıymetini bilin ve asla size açılmış kolları itmeyin. Yeryüzünün en uzun, en güneşli günleri bilin ki çok uzağınızda değil. Kendi hayat yelkenlinizin dümenine geçin, uzun ve güneşli günlere açın hayat hikayenizi. Farkında olun ki en uzun geceyi kurgulayan, en uzun günü de kurgulamıştır sizin için, "bir gün" ünüz daha olsun yeter ki...
Özge Zengin 21 Aralık'10 Ankara.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
